genel diş sağlığı
çocuklarda diş sağlığı
estetik diş hekimliği
koruyucu diş hekimliği
diş ve dişeti sorunları
  tedavi yöntemleri

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlük, IE5 ve üzeri versiyon tarayıcıda görüntülenebilir.
Tüm hakları saklıdir. Ó 2006 bulentsurme.com info@bulentsurme.com
eXTReMe Tracker
 
Google
Persistent Pulmonary Hypertension of the Newborn
""" """ """ """ """ """ """
:·:: TÜRKİYE'DE KORUYUCU DİŞ HEKİMLİĞİ ::·:
Toplumların gelişmişlik düzeyi sadece ekonomileri ya da kişi
başına düşen gelir oranları ile değil, eğitim ve sağlık ölçütleri
gözönünde tutularak değerlendirilmektedir.
Sağlık tanımı Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ)
göre bireyin fiziksel, mental ve sosyal olarak tam anlamı
ile sağlıklı olmasıdır. Bireylerin tam fiziksel sağlığı ile
vücuttaki tüm organ ve dokularının sağlıklı olması ile
mümkündür. Ağız ve diş sağlığı da bireyin vücut sağlığını
doğrudan etkileyen bir faktördür. Gelişmiş ülkelerde bu
bilinç ortaya çıktıktan sonra ağız ve diş sağlığını koruyucu
önlemlerin alınması için bir dizi tedbir alınmıştır.
Oysa gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde birçok sağlık
probleminin yanında ağız ve diş sağlığını koruma bilinci gelişmemiştir.
Ancak, öncelik tanınan sağlık sorunları ile beraber vücut
sağlığının bir parçası olan ağız ve diş sağlığı korunmadığında
birçok hastalık beraberinde gelmektedir.
Gelişmiş ülkelerde en az 50 yıl önce toplumun ağız diş
sağlığı problemleri değerlendirilmiş, koruyucu tedbirler alınmadığında
ortaya çıkan diş hastalıklarının tedavisi için ayrılan bütçenin ülke
ekonomisini olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Yapılan araştırmalar sonunda da, önlenebilir hastalıklar
grubuna giren diş hastalıklarının oluşması için koruyucu
tedbirler alınırsa maliyetin daha az olacağı bulunmuştur.
Böylece hem sağlıklı bir toplum hem de ekonomik yönden
güçlü bir devlet oluşacaktır görüşü hakim olmuştur.
Bu alanda yapılan birçok program ve uygulama ile
günümüzde gelişmiş ülkelerde çürüklü birey
sayısı çok alt seviyelere çekilmiş ve sağlıklı bir toplum
oluşturulmuştur.

Ülkemizde ise ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik yurt çapında
uygulanan bir devlet politikası yeterli değildir.
Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerin işbirliği ile bu konuya
yönelik çalışmalar son yıllarda başlatılmıştır. Oysa diş çürüğü
ve dişeti hastalıkları gibi önlenebilir hastalıkların tedavisi için
ülke ekonomisini çok etkileyecek düzeyde harcamalar yapılmaktadır.
Türkiye'de diş çürüğü ve periodontal hastalıkların dağılımını
gösteren çalışmalar genellikle toplumun belirli kesiminde belirli
yaş gruplarına yönelik çalışmalardır. DSÖ'nün desteği ile 1988
yılında yapılan Türkiye'deki Ağız Diş Sağlığı Durum Analiz raporu
toplumun değişik kesimlerini kapsaması ve değişik yaş gruplarını
içermesi açısından bu konuda önemli bir kaynak oluşturmaktadır.
Bu raporun sonuçlarına göre 6 yaş grubu çocuklarda çürüksüzlük
oranı % 16 iken, sürekli diş dizisi ağızda yer almış olarak kabul edilen
12 yaş grubunda % 19, 30-35 yaş grubunda ise % 3'tür.
Dişeti hastalıklarının durumu değerlendirildiğinde ise 12 yaş grubu
çocuk nüfusunun % 50'sinde, 25-29 yaş grubu çocukların % 90'ında
bu hastalığa rastlanmaktadır. 21. yüzyıla başladığımız bu yıllarda
ülkemizde bu konuda köklü bir program geliştirilip uygulanmadığından
bu verilerde değişiklik kaydedilmemektedir. Oysa DSÖ'nün 21. yüzyıl
için ağız diş sağlığı hedefleri 6 yaş grubunda % 80 çürüksüz birey,
12 yaş çocuklarında ise DMFT değerinin 1.5 olmasıdır.
Tüm bu veriler değerlendirildiğinde, ülkemizdeki koruyucu dişhekimliği
hizmetlerinin eksikliği ortaya çıkmaktadır. Günümüzde tüm sağlık
konularında olduğu gibi diş hastalıklarında da tedaviden çok
koruyucu önlemlere yönelinmesi görüşü hakimdir.
Diş hastalıklarının oluşmasından sorumlu tutulan nedenler
göz önüne alınarak riski azaltacak önlemler ortaya koymak ve
mevcut hastalıkları tedavi etmek bu konudaki hedeflere ulaşmayı
sağlayacaktır.
Bir topluma yönelik ağız diş sağlığı programını planlamak ve
hazırlamak için o toplumun etnik, dinsel, kültürel alışkanlıkları ve
ihtiyaçları belirlenmelidir. Bunun için;
a) Toplumun ağız diş sağlığı gereksinimi nedir?
b) Toplumun bu konuya isteği nedir?
c) Bu hizmeti verecek dişhekimi personelinin durumu nedir?
d) Kişilerin böyle bir programın felsefesine yaklaşımı, beklentileri ve
    istekleri nedir?
e) Hastalıkların önlenmesi tedavi ihtiyacını nasıl etkiler?
f) Program için gerekli servisler ve merkezler nasıl olmalıdır?
g) Program pilot çalışma olarak başlayıp yaygınlaşabilir mi?
Ülkemiz gerçeklerini bu esaslara dayanarak değerlendirecek olursak;
A) Yapılan epidemiyolojik çalışmalara göre eğitim ve koruyucu
dişhekimliği uygulamalarının eksikliği nedeniyle yüksek oranda diş
çürüğü ve dişeti hastalıklarına rastlanmaktadır.
Türk Dişhekimliği Birliği'nin bu konudaki raporuna göre,
ülkemizdeki dişhekimliği hzimetlerinin çoğunluğu ikinci basamak
sağlık hizmetleridir (tedaviye yönelik hizmetler).
Koruyucu dişhekimliği hizmetleri hemen hemen
hiç uygulanmamaktadır.
B) Türk toplumunda hastalık oluştuktan sonra tedaviye istek
sosyo-ekonomik duruma göre değişkenlik göstermektedir.
Güvencesi olan kesimin ikinci basamak sağlık hizmetlerine
olan ilgisine karşın eğitime ilgisi yok denecek kadar azdır.
C) Ülkemizde belirlenmiş bir devlet politikası olmamasına
rağmen 1996 yılı verilerine göre ağız diş sağlığı hizmeti
verecek dişhekimi sayı ve dağılımı şöyledir;
Kamuda çalışan dişhekimi sayısı
3640, %25.6
Kamu ve özel çalışan dişhekimi sayısı
(yaklaşık)1500, % 10.5
Özel çalışan dişhekimi sayısı
10560, % 74.3
Mesleğini icra etmeyen dişhekimi sayısı
(yaklaşık)1000, % 7.04
Toplam dişhekimi sayısı
(yaklaşık)14200

1. basamak sağlık hizmeti veren 5.131 Sağlık Ocağında sadece 250 dişhekimi çalışmaktadır.
Bunun dışında Sağlık Bakanlığı'na bağlı 3 Dişhekimliği Hastanesi, 99 Diş Polikliniği ve Ağız Diş Tedavi Merkezi bulunmaktadır.
Mevcut dişhekimlerinin ise % 60'ı üç büyük şehirde çalışmaktadır. 1996 verilerine göre dişhekimi başına düşen nüfus sayısı 4452 kişidir.
Bunun yanısıra ülkemizde diğer ülkelerdeki gibi koruyucu dişhekimliği uygulamalarını yapan "dental hygienist" kavramı gelişmemiş olup,
böyle bir personel yetiştirecek okul bulunmamaktadır. Ancak ülkemizde ne yazık ki bugün için dişhekimi gibi çalışarak
toplum sağlığını tehdit eden çok sayıda diplomasız sahte dişhekimi de bulunmaktadır. Türk Dişhekimliği Birliği'nin bu kesimi engellemeye
yönelik yoğun çabalar vardır. Böyle bi sorun yaşanırken, sadece koruyucu dişhekimliği uygulamaları yapacak sağlık
personelini yetiştirecek okulların açılması ve bu kesimin sınırlarının kontrolü konusu tartışmalı gibi görünmektedir.
Görüldüğü gibi dişhekimi dağılımını düzensiz olması, dişhekimlerinden hizmet bekleyen kesimin sayısının fazla
olması ve dişhekimlerinin her türlü hizmeti bizzat kendilerinin uygulamasının gerekliliği koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin verilmesini güçleştirmektedir.
4) Türkiye'de ağız diş sağlığı konusunda eğitim eksikliği nedeniyle hizmet verilecek kişilerin programlara yaklaşımları
yetersiz olmaktadır. Sonuçları alınmış uzun süreli çalışmaların azlığı nedeniyle programları uygulayacak kişilerin beklentileri az olmaktadır.
5) Hastalıkların önlenmesi tedavi ihtiyacını azaltacağından bu konuda harcanan paralar büyük oranda düşecektir.
Sağlık Bakanlığı'nın 1996 yılı verilerine göre Türkiye'de toplam sağlık harcaması 500 trilyon TL.dir. Bu rakamların sadece % 5-6'sı ağız diş sağlığı harcamalarına ayrılmaktadır. Bu da 2.5 trilyon TL.dir.
ABD'de 6000 çocuk üzerinde yapılan pilot bir çalışma ile tedavi ve koruyucu hizmetler için gereken maliyetler karşılaştırılmıştır.
Benzer şekilde Türkiye'deki maliyet hesaplanacak olursa, çocuk başına tedavi edilmesi gereken 5 diş olduğu varsayıldığında
2001 yılı birim fiyatlarına göre kişi başına tedavi maliyeti 40 milyon TL.dir.Altıbin çocuk için bu maliyet 240 milyar olacaktır.Oysa bu çocuklara çürük oluşmadan koruyucu dişhekimliği hizmeti
verilecek olsaydı maliyet 40 milyar TL. olacaktır.Bu örnekten de anlaşılacağı gibi koruyucu dişhekimliği
hizmetlerinin yaygınlaştırılması Türkiye gibi çok genç nüfusun bulunduğu ülkemizde ekonomiye büyük katkı sağlayacaktır.
6) Koruyucu dişhekimliği programlarının hazırlandığı ülkelerde öncelikle bunu uygulayacak personelin eğitimi gerekmektedir.
Bu eğitimli personelin tüm sağlık ocaklarında istihdam ettirilmesiyle verim elde edilecektir. Ayrıca diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi okul dişhekimi kavramının yerleştirilmesi ve bu hekimlerin okullarda koruyucu programların uygulamasına ihtiyaç vardır.
7) Koruyucu dişhekimliği hizmetlerinin sunulduğu programlar önce
pilot seçilen bir bölgede 5 yıl süreyle uygulanır; veriler toplanır ve 5 yılın sonunda değerlendirme yapılır. Daha sonra ülke geneline yaygınlaştırılır.
Florür uygulamaları yarım asırdır koruyucu dişhekimliği programlarında başarıyla uygulanan yöntemlerdir.
Bu uygulamalar sistematik ya da topikal olmak üzereiki yolla yapılabilmektedir. Sistematik uygulamalar, içme suyuna florür ilavesi, tuzların, sütün florürlenmesi ya da
florür tabletlerinin kullanımı şeklindedir. Uygulanacak sistemik florür yönteminin belirlenebilmesi için o ülkenin sosyal,
politik, çevresel, ekonomik ve eğitim durumu gibi faktörlerin değerlendirilmesi gerekir. Örneğin musluk sularının içme suyu
olarak kullanılmadığı ülkelerde su kaynaklarının florürlenmesi boşa harcanacak para ve zamandır. Ayrıca bu uygulamayı
yapabilmek için su şebekesinin bu uygulamaya uygun olması
ve iyi bir teknik ekibin bulunması gerekir.İçme sularındaki 1 mg/lt oranındaki florürün diş çürüğünü önlemedeki etkisinin 1945 yılında ortaya çıkarılması ile yaygınlaştırılan bu yöntem günümüzde 39 ülkede kontrollü olarak uygulanmaktadır. Dünyada 260 milyondan fazla kişi doğal, bir o kadarı da yapay olarak florür ilave edilmiş su kullanmaktadır. Florürlü içme suyu kullanımı ile % 20-40 oranında diş çürüğü oluşumu engellenir. Pratik bir uygulamadır ve kişisel çaba gerektirmez. Kişi başına maliyeti 0.5 USD civarındadır.
İçme sularının florürlenmesinin diş çürüğüne karşı kolay, güvenli ve etkili bir yöntem olmasına karşın bu yöntemin uygulanmasına karşı zaman zaman toplumlarda antipropagandalar yapılmaktadır. Florür uygulamalarının ABD'de yaygınlaştırılmaya çalışıldığı dönemlerde yerel bir gazetede florürlerin içme suyuna ilavesindeki asıl amacın ?insanların beyinlerini uyuşturarak ve zehirleyerek düşüncelerini kontrol altına almak? olduğu ifade edilmektedir. Yine, ABD'de suların florürlenmesinin ardından kanser oranının arttığına dair beş makale yayınlanmıştır. Bu araştırmaların sonuçları değerlendirildiğinde sonuçların bilimsellikten uzak olduğu ortaya konmuştur. Daha sonraları ABD, Kanada, İngiltere ve Avusturalya'da yapılan epidemiyolojik çalışmaların sonuçları, suların florürlenmesi ile kanser riski arasında hiçbir ilişkinin olmadığını göstermiştir. 1981/83 yılları arasında Procter&Gamble Company tarafından yürütülen bir çalışmada florürün sıçanlar üzerinde kanser yapıcı özelliği araştırılmış yüksek konsantrasyonlarda dahi florun kanser yapıcı etkisinin olmadığı belirtilmiştir. Ülkemizde de zaman zaman florürlerin zararlı olduğuna dair yayınlar yapılmaktadır. Bilimsellikten uzak olan bu yayınlar insanların kafasında soru işareti oluşturmaktadır.

Ülkemiz koşulları değerlendirildiğinde; içme sularının florürlenmesi kırsal bölgelerde dağınık yerleşim sistemi nedeniyle, şebeke sularının içme suyu olarak kullanılmaması nedeniyle, kentlerde ise teknik problemler nedeniyle günümüz koşullarında uygulanamamaktadır. Benzer teknik nedenlerle tuzlara da florür ilavesi yapılamamaktadır. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı bazı pilot illerde florür tablet uygulama program başlatmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu uygulamanın kalıcı bir halk sağlığı yöntemi olarak düşünülmemesi, öncelikle ağız diş sağlığı bilincinin geliştirilmesi gerekir. Çünkü tablet uygulamaların blldirilen bilimsel başarı oranları florürlü macun kullanımı ve doğru beslenme alışkanlıklarının birer yansımasıdır. Bu konudaki bilinç eksikliği olursa bilimsel bir başarı elde edilmesi mümkün olamaz.
Florürlü diş macunları ile yapılan diş fırçalama, dünyada en yagın olarak kullanılan ve etkinliği en fazla olan uygulama yöntemidir (18-19). Ne yazık ki ülkemizde yapılan araştırmalar kişi başına yıllık macun tüketiminin 50-55 gr., diş fırçası tüketiminin ise ¼ olduğunu göstermektedir. Oysa ki gelişmiş ülkelerde kişi başına yıllık macun tüketimi 450 gr civarındadır. Ülkemiz gerçeklerini ortaya koyan bir başka sonuç ise nüfusun sadece % 10'unun ağız diş sağlığına dikkat ettiği ve diş fırçaladığı hususudur.
Florür uygulama yöntemlerinin biri de florürlü gargara kullanımıdır. Özellikle okul programları için uygun olan bu yöntem günlük ya da haftalık uygulandığında % 25-28 oranında diş çürüğünü engelleyebilmektedir. Okullarda öğretmenler ya da gönüllü ebeveynlerin desteği ile yürütülebilecek bu yöntemin kişi başına maliyeti 0.52-1.78 dolardır.

Bu uygulamaların yanısıra okullarda dişhekimi bulunduran ülkelerde okul programı olarak koruyucu diş dolguları yapılması bir diğer koruyucu dişhekimliği yöntemi olarak önermektedir. Bu yöntemin diş çürüğü üzerinde etkinliğinin fazla olmasına karşın (% 51-67) maliyetinin yüksekliği ve okul dişhekimlerini gerekliliği bugünkü koşullarımız değerlendirildiğinde uygun olmadığını göstermektedir.
Ülkemizde koruyucu dişhekimliği uygulamalarının yapılabilmesi için atılması gereken en önemli adım eğitimdir. Bu amaçla görsel ve yazılı basında ve okul eğitim programlarında bu konu özellikle vurgulanmalıdır. Eğitim programı içinde ağız ve diş sağlığının önemi, beslenme ve diş sağlığı ilişkisi, diş fırçalama ve macun kullanımının gerekliliği, dişhekimi takiplerinin önemi vurgulanmalıdır.
Tüm epidemiyolojik çalışmalar toplumumuzda bu konu hakkındaki eğitim eksikliğini vurgulamaktadır. Ne yazık ki pekçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi kişiler, diş ağrısı çekmenin ve sonuçta o dişi kaybetmenin hayatın doğal bir parçası olduğuna inanmaktadır.Eğitim ile kişilerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve diş bakımının bir hayat tarzı olmasını sağlamak gerekir.
Görüldüğü gibi Türkiye'de ağız diş sağlığını iyileştirmek için bu alandaki hizmet sektörünün yenilenmesi gerekir. Varolan insan gücü ve teknik donanımının dengesiz dağılımı ve yetersiz kalmasının yanısıra özellikle kurumların sosyal güvenik sistemlerinin kapsamına girmeyen toplum kesimi için tedavi maliyetlerinin yüksekliği nedenleriyle gereken tedaviler karşılanamamaktadır. Bunun yanısıra birey ve toplumların ağız ve diş sağlığı kapasitesini arttıracak ve iyileştirecek geniş çaplı, topluma yayılmış koruyucu ve önleyici yöntemler uygulanmadığı için de varolan durum kötüleşmekte ve diş çürüğü ve periodontal hastalıklardan etkilenen kişi sayısı yaşla beraber artmaktadır. Ülkemizde genç nüfusu hedef alan koruyucu programlara şiddetle ihtiyaç vardır. Bu hedef kitleye en rahat ulaşabilecek merkezler Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇS/AP) üniteleri ve okullardır.

Bu amaçla kısa vadede Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ve Türk Dişhekimliği Birliği'nin işbirliği ile koruyucu programlar oluşturulmalıdır. Daha uzun vadede ise dişhekimliği personelinin özelliklerinde, sağlık idaresinde köklü değişikliklere ihtiyaç vardır.
Ülke genelinde toplum için gerekli tedavi ihtiyacı değerlendirildiğinde, diş çürüklerinin tedavi için gereken dişhekimi sayısı 27.431, diştaşı için 22.073 dişhekimi, protetik uygulamalar için 138,675 dişhekimi, ortodontik tedaviler için 4.177 dişhekimi, cerrahi müdahale için 62.504 dişhekimidir(1). Tedavi ihtiyacı çok yüksek rakamlara ulaşsa da tedavi edici eğitimin daha yoğun olduğu bir eğitim sistemi problemin çözümünden çok ileriki yıllarda daha da vahimleşmesine neden olur. Bu anlamda dişhekimliği eğitiminde de koruyucu dişhekimliğine yönelik ders sayısının arttırılarak alan çalışmalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Google