Toplumların gelişmişlik düzeyi sadece ekonomileri ya da kişi
başına düşen gelir oranları ile değil, eğitim ve sağlık ölçütleri
gözönünde tutularak değerlendirilmektedir.
Sağlık tanımı Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ)
göre bireyin fiziksel, mental ve sosyal olarak tam anlamı
ile sağlıklı olmasıdır. Bireylerin tam fiziksel sağlığı ile
vücuttaki tüm organ ve dokularının sağlıklı olması ile
mümkündür. Ağız ve diş sağlığı da bireyin vücut sağlığını
doğrudan etkileyen bir faktördür. Gelişmiş ülkelerde bu
bilinç ortaya çıktıktan sonra ağız ve diş sağlığını koruyucu
önlemlerin alınması için bir dizi tedbir alınmıştır.
Oysa gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde birçok sağlık
probleminin yanında ağız ve diş sağlığını koruma bilinci gelişmemiştir.
Ancak, öncelik tanınan sağlık sorunları ile beraber vücut
sağlığının bir parçası olan ağız ve diş sağlığı korunmadığında
birçok hastalık beraberinde gelmektedir.
Gelişmiş ülkelerde en az 50 yıl önce toplumun ağız diş
sağlığı problemleri değerlendirilmiş, koruyucu tedbirler alınmadığında
ortaya çıkan diş hastalıklarının tedavisi için ayrılan bütçenin ülke
ekonomisini olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Yapılan araştırmalar sonunda da, önlenebilir hastalıklar
grubuna giren diş hastalıklarının oluşması için koruyucu
tedbirler alınırsa maliyetin daha az olacağı bulunmuştur.
Böylece hem sağlıklı bir toplum hem de ekonomik yönden
güçlü bir devlet oluşacaktır görüşü hakim olmuştur.
Bu alanda yapılan birçok program ve uygulama ile
günümüzde gelişmiş ülkelerde çürüklü birey
sayısı çok alt seviyelere çekilmiş ve sağlıklı bir toplum
oluşturulmuştur.
Ülkemizde ise ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik yurt çapında
uygulanan bir devlet politikası yeterli değildir.
Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerin işbirliği ile bu konuya
yönelik çalışmalar son yıllarda başlatılmıştır. Oysa diş çürüğü
ve dişeti hastalıkları gibi önlenebilir hastalıkların tedavisi için
ülke ekonomisini çok etkileyecek düzeyde harcamalar yapılmaktadır.
Türkiye'de diş çürüğü ve periodontal hastalıkların dağılımını
gösteren çalışmalar genellikle toplumun belirli kesiminde belirli
yaş gruplarına yönelik çalışmalardır. DSÖ'nün desteği ile 1988
yılında yapılan Türkiye'deki Ağız Diş Sağlığı Durum Analiz raporu
toplumun değişik kesimlerini kapsaması ve değişik yaş gruplarını
içermesi açısından bu konuda önemli bir kaynak oluşturmaktadır.
Bu raporun sonuçlarına göre 6 yaş grubu çocuklarda çürüksüzlük
oranı % 16 iken, sürekli diş dizisi ağızda yer almış olarak kabul edilen
12 yaş grubunda % 19, 30-35 yaş grubunda ise % 3'tür.
Dişeti hastalıklarının durumu değerlendirildiğinde ise 12 yaş grubu
çocuk nüfusunun % 50'sinde, 25-29 yaş grubu çocukların % 90'ında
bu hastalığa rastlanmaktadır. 21. yüzyıla başladığımız bu yıllarda
ülkemizde bu konuda köklü bir program geliştirilip uygulanmadığından
bu verilerde değişiklik kaydedilmemektedir. Oysa DSÖ'nün 21. yüzyıl
için ağız diş sağlığı hedefleri 6 yaş grubunda % 80 çürüksüz birey,
12 yaş çocuklarında ise DMFT değerinin 1.5 olmasıdır.
Tüm bu veriler değerlendirildiğinde, ülkemizdeki koruyucu dişhekimliği
hizmetlerinin eksikliği ortaya çıkmaktadır. Günümüzde tüm sağlık
konularında olduğu gibi diş hastalıklarında da tedaviden çok
koruyucu önlemlere yönelinmesi görüşü hakimdir.
Diş hastalıklarının oluşmasından sorumlu tutulan nedenler
göz önüne alınarak riski azaltacak önlemler ortaya koymak ve
mevcut hastalıkları tedavi etmek bu konudaki hedeflere ulaşmayı
sağlayacaktır.
Bir topluma yönelik ağız diş sağlığı programını planlamak ve
hazırlamak için o toplumun etnik, dinsel, kültürel alışkanlıkları ve
ihtiyaçları belirlenmelidir. Bunun için;
a) Toplumun ağız diş sağlığı gereksinimi nedir?
b) Toplumun bu konuya isteği nedir?
c) Bu hizmeti verecek dişhekimi personelinin durumu nedir?
d) Kişilerin böyle bir programın felsefesine yaklaşımı, beklentileri ve
istekleri nedir?
e) Hastalıkların önlenmesi tedavi ihtiyacını nasıl etkiler?
f) Program için gerekli servisler ve merkezler nasıl olmalıdır?
g) Program pilot çalışma olarak başlayıp yaygınlaşabilir mi?
Ülkemiz gerçeklerini bu esaslara dayanarak değerlendirecek olursak;
A) Yapılan epidemiyolojik çalışmalara göre eğitim ve koruyucu
dişhekimliği uygulamalarının eksikliği nedeniyle yüksek oranda diş
çürüğü ve dişeti hastalıklarına rastlanmaktadır.
Türk Dişhekimliği Birliği'nin bu konudaki raporuna göre,
ülkemizdeki dişhekimliği hzimetlerinin çoğunluğu ikinci basamak
sağlık hizmetleridir (tedaviye yönelik hizmetler).
Koruyucu dişhekimliği hizmetleri hemen hemen
hiç uygulanmamaktadır.
B) Türk toplumunda hastalık oluştuktan sonra tedaviye istek
sosyo-ekonomik duruma göre değişkenlik göstermektedir.
Güvencesi olan kesimin ikinci basamak sağlık hizmetlerine
olan ilgisine karşın eğitime ilgisi yok denecek kadar azdır.
C) Ülkemizde belirlenmiş bir devlet politikası olmamasına
rağmen 1996 yılı verilerine göre ağız diş sağlığı hizmeti
verecek dişhekimi sayı ve dağılımı şöyledir;
Kamuda çalışan dişhekimi sayısı
3640, %25.6
Kamu ve özel çalışan dişhekimi sayısı
(yaklaşık)1500, % 10.5
Özel çalışan dişhekimi sayısı
10560, % 74.3
Mesleğini icra etmeyen dişhekimi sayısı
(yaklaşık)1000, % 7.04
Toplam dişhekimi sayısı
(yaklaşık)14200